|
PEYGAMBERİMİZ'İN
GÜZEL AHLAKI
------------------------------------------------------------------------------------------------------
Peygamberimiz (sav) sadece kendisine vahyolunana
uymuştur
Peygamberimiz (sav)'in tüm alemlere örnek olan
tevekkülü
Peygamberimiz (sav) insanlardan hiçbir karşılık
beklemeden, sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramıştır
Peygamberimiz (sav)'in zorluklar karşısındaki güzel
tavrı
Peygamberimiz (sav) yanındakilere daima hoşgörülü
davranmıştır
Peygamberimiz (sav)'in tüm insanlığa örnek adaleti
Peygamberimiz (sav)'e itaat eden Allah'a itaat etmiş
olur
Peygamberimiz (sav) insanları vicdanlarını
etkileyecek şekilde hikmetle uyarıp korkutmuştur
Peygamberimiz (sav) konuşmalarında daima Allah'ı
tesbih ederdi
Peygamberimiz (sav) bir "Müjdeleyici" idi
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin de bir insan
olduğunu hatırlatmıştır
Peygamberimiz (sav) Müslümanların üzerlerindeki
zorlukları kaldırmıştır
Peygamber Efendimiz müminlere çok düşkün ve
şefkatliydi
Peygamberimiz (sav)'in müminler için bağışlanma
dilemesi ve dua etmesi
Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların menfaati için
aldığı sadakalar onların temizlenmesine vesile
olmuştur
Peygamberimiz (sav) müminlerle istişare ederdi
Allah, Peygamberimiz (sav)'e ün ve şeref vermiştir
Peygamberimiz (sav)'in ince düşünceli ve nezaketli
olması
Allah Peygamberimiz (sav)'i her zaman korumuştur
Peygamberimiz (sav)'in temizliğe verdiği önem
Peygamberimiz (sav)'in duaları
Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip
olduğunu Allah Kuran'da bildirmiş ve şöyle
buyurmuştur:
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.
Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir
vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak
üzerindesin. Artık yakında göreceksin ve onlar da
görecekler. Sizden, hanginizin 'fitneye
tutulup-çıldırdığını'. Elbette senin Rabbin, kimin
Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir;
ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.
(Kalem Suresi, 1-7)
Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için
kesintisi olmayan bir ecir olduğunu bildirmiştir.
Bu, Hz. Muhammed (sav)'in daima güzel ahlak
gösterdiğini, takvadan hiçbir zaman ayrılmadığını
gösteren bir bilgidir.
Peygamberimiz (sav)'in de "İmanın kemali, güzel
ahlakladır"4 sözleriyle belirttiği gibi, imanın en
önemli alametlerinden biri güzel ahlaktır. Bu
nedenle güzel ahlakın en güzel örneklerini öğrenmek
ve uygulamak önemli bir ibadettir.
Bu bölümde, Peygamber Efendimizin Kuran'da
zikredilen güzel ahlak özelliklerinden bazılarına
yer verilecektir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) SADECE KENDİSİNE VAHYOLUNANA
UYMUŞTUR
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok kereler
zikredilen en önemli özelliklerinden biri, sadece
Allah'ın indirdiğine uyması, insanların rızasını
gözetmeden, insanlardan çekinmeden sadece Allah'ın
bildirdiklerini yapmasıdır. Hatta, çağdaşı olan
müşrikler ve diğer dinlerin mensupları Peygamberimiz
(sav)'den kendi çıkarlarına uygun hükümler
getirmesini istemişlerdir. Bu kişiler sayıca ve
kuvvetçe daha üstün konumda olmalarına rağmen,
Peygamberimiz (sav) Kuran'ı ve Allah'ın hükümlerini
daima büyük bir titizlik ve kararlılıkla korumuştur.
Bir ayette Allah, Peygamberimiz (sav)'in bu
insanların ısrarlarına nasıl karşılık verdiğini
bizlere şöyle haber vermektedir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak
okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler
ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu
değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir
öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey
değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım.
Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük
günün azabından korkarım." De ki: "Eğer Allah
dileseydi, onu size okumazdım ve onu size
bildirmezdi. Ben ondan önce sizin içinizde bir ömür
sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"
(Yunus Suresi, 15-16)
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir
hak olarak okuyoruz.
Sen de gönderilen elçilerdensin.
(Bakara Suresi, 252)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık
Peygamberimiz (sav)'i birçok ayetiyle uyarmıştır.
Örneğin Maide Suresi'nde şöyle buyrulur:
Hamid Aytaç. Celi Sülüs Levha. Hadis-i şerifte; "Hz.
Peygamber, insanların en hayırlısı insanların
faydalı olanıdır" buyrulmuştur.
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı
doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak
Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında
Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan
sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma.
Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem
kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet
kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi
içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün
dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz
şeyleri size haber verecektir. Aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma.
Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni
şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet yüz
çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları
nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak
istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.
(Maide Suresi, 48-49)
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın kendisine
indirdiğinden başkasına uymayacağını büyük bir
kararlılıkla kavmine tekrarlamıştır. Peygamberimiz
(sav)'in bu üstün ahlakını haber veren bir ayet
şöyledir:
De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır
demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir
meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden
başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur
mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (Enam Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda kararlı ve
sebatlı olması ile hak din, en güzel ve en doğru
şekliyle insanlara bildirilmiştir. İnsanların büyük
bir bölümü ile kıyas yapmak Peygamberimiz (sav)'in
bu üstünlüğünün daha da iyi anlaşılmasına vesile
olacaktır. Günümüzde de geçmişte de insanların büyük
bir bölümü zaaflara, hırslara, tutku dolu isteklere
sahiptirler. Büyük bir çoğunluğu ise dini kabul
etmelerine rağmen bu zayıflıklarına yenilirler. Zaaf
ve tutkularını terk etmek yerine dinin hükümlerinden
tavizler verirler. Örneğin dostlarının, eşlerinin,
akrabalarının ne diyeceğinden çekinerek dinin bazı
hükümlerini yerine getirmezler. Veya dine uymayan
bazı alışkanlıklarını terk edemezler. Bu nedenle,
dini kendi çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine
uyan hükümlerini kabul eder, diğerlerini görmezden
gelirler.
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların
isteklerine hiçbir zaman taviz vermemiş, Allah'ın
indirdiğini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç
kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece Allah'tan
korkup sakınarak Kuran'ı insanlara tebliğ etmiştir.
Allah, Peygamber Efendimizin bu takva özelliğini
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza andolsun; Sahibiniz
(arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı. O,
hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre)
konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta
olan bir vahiydir. Ona (bu Kuran'ı) üstün (oldukça
çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Necm
Suresi, 1-5)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir. Eğer o,
size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya
düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu
kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı,
fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru
yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi, 7)
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha
zalim kimdir? İşte bunlar, Rablerine sunulacaklar ve
şahidler: "Rablerine karşı yalan söyleyenler
bunlardır" diyecekler. Haberiniz olsun; Allah'ın
laneti zalimlerin üzerinedir.
(Hud Suresi, 18)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM ALEMLERE ÖRNEK OLAN
TEVEKKÜLÜ
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak
anlatılan olaylarda onun tevekkülü ve Allah'a
teslimiyeti açıkça görülmektedir. Örneğin
Peygamberimiz (sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra
arkadaşı ile birlikte gizlendiği bir mağaradaki
sözleri tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir.
Ayette şöyle bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na
yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak
O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada
olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne
kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece
Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti,
O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş,
inkara edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını)
alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Tevbe Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun,
daima Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı herşeyde
bir hayır ve güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran'da
Peygamberimiz (sav)'e, kavmine söylemesi bildirilen
şu sözler de bu tevekkülün bir göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir
musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi
almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De
ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize
kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim
Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül
etmelidirler." (Tevbe Suresi, 50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara
örnek olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi
değiştirmeye asla güç yetiremeyeceğini şöyle
hatırlatmıştır:
"Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka olur."5
"... Bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep
edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar,
Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak
için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir
olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek
için biraraya gelseler, buna da muktedir
olamazlar."6
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin
de, musibet gibi görünen olayları onun gibi
tevekküllü karşılaması, herşeyde bir hayır ve
güzellik olduğuna iman etmesi gerekir. Şunu da
unutmamak gerekir ki, Allah'ın en takva kullarından
biri olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), çok
büyük zorluklarla ve şedid olaylarla denenmiştir.
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü
zorluğu çıkarmaya hazır olan insanlar bulunmaktadır:
İki yüzlü davranarak Peygamberimiz (sav)'e tuzak
kurmaya çalışanlar, atalarının dinini değiştirmeyi
kabul etmeyen müşrikler, peygamberden nefislerine
uygun ayet getirmesini isteyenler, Peygamberimiz
(sav)'i öldürmek, sürmek veya tutuklamak isteyenler
ve daha birçokları sürekli olarak Peygamberimiz
(sav)'e zorluk çıkarmaya çalışmışlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu tavırlarına
daima sabretmiş, büyük bir kararlılıkla Allah'ın
dinini tebliğ etmiş ve Müslümanları tehlikelerden
koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir. Onun bu
azminin, başarısının ve cesaretinin temelinde
Allah'a olan güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti
yatmaktadır. Peygamberimiz (sav), mağarada olduğu
gibi her durumda Allah'ın kendisi ile birlikte
olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın yarattığına ve
Rabbimizin herşeyi en güzel ve en hayırlı şekli ile
sonuçlandıracağına iman etmiştir. Peygamberimiz
(sav)'in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören
tevekkülüne bir örnektir:
"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira
her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece
mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı
bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar
gelse sabreder, bu da hayırdır."7
Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında
elinden gelen tüm çabayı göstermiş ancak sonucun
Allah'a ait olduğunu her zaman bilerek, O'na dayanıp
güvenmiştir. Allah, onun bu güzel tevekkülü
karşısında onu daima güçlü ve başarılı kılmıştır.
Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz
(sav)'e tevekkül etmesini bildirmiştir ve
Peygamberimiz (sav) de hayatı boyunca Rabbimizin bu
emrine uygun olarak davranmıştır. Ayette şöyle
buyrulur:
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman,
onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin
tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını
yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a
tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Nisa Suresi,
81)
Konu ile ilgili başka bir ayette de şöyle
buyrulmaktır.
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan bir ayet yazılı; "Sakın
Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma..."
(İbrahim Suresi, 42)
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben,
bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim
ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz
de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa,
gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz
çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca
tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir.
(Al-i İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül
edenlerin görecekleri karşılığı şöyle bir örnekle
açıklamıştır:
"Siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz kuşlar gibi
rızıklanırdınız. Onlar aç gider, tok dönerler."8
Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in
sözleri ve tavırlarıdır. Bu nedenle, herhangi bir
zorlukla, nefsinin hoşlanmadığı bir durumla
karşılaşan her mümin, Kuran ayetlerini, herşeyi
yaratanın Allah olduğunu düşünerek, Peygamber
Efendimizin tevekkülünü örnek almalı, her olayda
Allah'ın yarattığı kadere teslim olduğunu
zikretmelidir. .
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARDAN HİÇBİR KARŞILIK
BEKLEMEDEN SADECE ALLAH'IN HOŞNUTLUĞUNU ARAMIŞTIR
İslam dininin en temel özelliklerinden biri, insanın
tüm yaşamını Allah korkusu üzerine bina etmesi ve
tüm ibadetlerini de yalnızca Allah'ın rızasını,
rahmetini ve cennetini kazanmak için yapmasıdır.
Allah bir ayetinde müminlere "De ki: "Şüphesiz benim
namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin
Rabbi olan Allah'ındır" şeklinde buyurmaktadır.
(Enam Suresi, 162)
Kuran'da, "Ancak tevbe edenler, ıslah edenler,
Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız
olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar
mü'minlerle beraberdirler. Allah mü'minlere büyük
bir ecir verecektir" (Nisa Suresi, 146) ayetiyle de
müminlere, dini sadece Allah için, başka hiçbir amaç
katmaksızın yaşamaları emredilmiştir. Bir kimsenin
Allah'a sımsıkı sarılması, Allah'tan başka bir ilah
olmadığını bilerek, hayatını yalnızca O'nu razı
etmeye adaması ve her ne olursa olsun Allah'a olan
sadakatinden vazgeçmemesi o kişinin ihlas sahibi
olduğunu gösterir.
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle
Allah'ın dışında bir başkasının sevgisini,
hoşnutluğunu, takdirini, ilgi ve beğenisini elde
etmeye çalışmaz. İhlas sahibi müminlere en güzel
örnek Hz. Muhammed (sav) ve diğer peygamberlerdir.
Peygamber Efendimiz, sadece Allah'ın hoşnutluğunu
aramış, hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç
düşünmeden, hayatı boyunca Allah'ın rızasını,
rahmetini ve cennetini kazanmak için çaba
göstermiştir.
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum
ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden de
değilim." (Sad Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o
sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a
aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 47)
Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her
ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar.
Böylece biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede)
kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin
anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen
kavim için yıkım olsun.
(Müminun Suresi, 44)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN ZORLUKLAR KARŞISINDAKİ GÜZEL
TAVRI
Hz. Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha önce
de belirtildiği gibi, türlü zorluklarla
karşılaşmıştır. Kavminden inkar edenler ve müşrikler
ona karşı son derece incitici sözler söylemişler,
hatta büyücü veya delidir demişler, bazıları da
Peygamberimiz (sav)'i öldürmek dahi istemiş ve bunun
için planlar kurmuştur. Buna rağmen, Peygamberimiz
(sav) her kültürden ve karakterden insanı eğitmeye,
onlara Kuran'ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel
tavrı öğretmeye çalışmıştır.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler en
temel görgü kurallarından dahi habersiz olduğu için
Peygamberimiz (sav) gibi ince düşünceli, üstün
ahlaklı bir insana sıkıntı verebileceklerini
düşünmemişlerdir. Peygamberimiz (sav) ise tüm
bunlara karşı büyük bir sabır göstermiş, her durumda
Allah'a yönelerek Allah'ın yardımını istemiş ve
müminlere de sabrı ve tevekkülü tavsiye etmiştir.
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimize birçok ayeti
ile, inkar edenlerin söylediklerine karşı sabırlı
olmasını şöyle tavsiye etmektedir:
Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve
Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce
hamd ile tesbih et. (Kaf Suresi, 39)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz 'izzet ve
gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.
(Yunus Suresi, 65)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin
göğsünün daraldığını biliyoruz. (Hicr Suresi, 97)
Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya
onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?"
demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana
vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen
yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye vekildir. (Hud
Suresi, 12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır göstererek üstün
bir ahlak sergilediğini düşünen müminlerin
karşılaştıkları olaylarda kendilerine onu örnek
almaları gerekir. Nefislerine ters düşen en küçük
bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en küçük bir
itirazda tahammülsüzlük gösterenler, Allah'ın dinini
anlatmaktan vazgeçenler ya da yaptıkları ticarette
başarısız olunca mutsuz olanlar, bu tavırlarının
Allah'ın Kitabı'na ve Peygamberimiz (sav)'in
sünnetine uygun olmadığını bilmelidirler. İman
edenler, her olayda sabır gösterip, Allah'ı vekil
tutup O'na hamd ederek, Peygamberimiz (sav) gibi
üstün bir ahlak göstermeli ve Rabbimizin rızasını,
rahmetini ve cennetini ummalıdırlar.
Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları
inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden
alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin
kendilerine de gelmesi veya azabın onları
karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
(Kehf Suresi, 55)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) YANINDAKİLERE DAİMA HOŞGÖRÜLÜ
DAVRANMIŞTIR
Daha önce de belirtildiği gibi Peygamberimiz
(sav)'in yanında her karakterden, her düşünceden
insan vardı. Ancak Peygamberimiz (sav) hayatı
boyunca her biri ile tek tek ilgilenmiş, her birinin
eksiklerini ve hatalarını düzeltmek için onları
uyarmış, temizliklerinden imanlarına kadar onları
her türlü konuda eğitmeye çalışmıştır. Onun bu
şefkatli, hoşgörülü, anlayışlı ve sabırlı tavrı,
birçok insanın kalbinin dine ısınmasına ve
Peygamberimiz (sav)'e büyük bir içtenlik ve sevgi
ile bağlanmalarına vesile olmuştur. Allah, Peygamber
Efendimizin çevresindekilere gösterdiği bu güzel
tavrını Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak
davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar
çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları
bağışla, onlar için bağışlanma dile. (Al-i İmran
Suresi, 159)
Allah bir başka ayetinde ise Peygamberimiz (sav)'e
çevresindekilere karşı nasıl davranması gerektiğini
şöyle bildirmiştir:
Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz.
Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde,
Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt
ver. (Kaf Suresi, 45)
G. Mesara Koleksiyonu, Hat, Esma-i Nebi, Kuran'dan
bir ayet; "Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet
olarak gönderdik." (Enbiya Suresi, 107)
Peygamberimiz (sav), çevresindekilere dini zor
kullanarak veya şart koşarak kabul ettirmeye
çalışmamış her türlü durumda güzellikle anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav) güçlü vicdanı ile ümmetini her
yönüyle sahiplenmiş, onlara her konuda bir velinimet
olmuştur. Bu özelliklerinden dolayı Peygamberimiz
(sav) Kuran'ın birçok ayetinde "sahibiniz" (arkadaş,
sıkı dost, sahip) olarak zikredilir. (Sebe Suresi,
46/Necm Suresi, 2/ Tekvir Suresi, 22)
Peygamberimiz (sav)'in bu vicdanlı tavrını takdir
edip anlayabilen müminler de, onu kendilerine
herkesten çok daha yakın görmüşler ve onu kendi
nefislerinden çok daha üstün tutmuşlardır. Bir
ayette Allah bunu şöyle bildirir:
Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha
evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. (Ahzap
Suresi, 6)
Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden
derlediği bilgiler ile Peygamber Efendimizin
çevresindekilere karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:
"... Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden
nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden
huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha
değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet onun
oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve
teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla
birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet
meclisiydi.
... Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş tutmak için
sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi
olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.
Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak
rıza gösterendi. İnsanlara karşı insanların en
şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı
insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da
insanlara faydalı olandır."9
Peygamberimiz (sav)'in çevresindekileri dine
bağlayan ve kalplerini imana ısındıran insan
sevgisi, ince düşüncesi ve şefkati, tüm
Müslümanların önemle üzerinde durmaları gereken bir
ahlak üstünlüğüdür.
Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Bana Allah
yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül
ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur."
(Tevbe Suresi, 129)
... Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse
siz de Allah'a ve elçisine iman edin. Eğer iman eder
ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.
(Al-i İmran Suresi, 179)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM İNSANLIĞA ÖRNEK ADALETİ
Allah Kuran'da müminlere "Allah için şahidler olarak
adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun,
ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza
uymayın" (Nisa Suresi, 135) şeklinde buyurmaktadır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), hem Müslümanlar
arasında verdiği hükümler, hem diğer din, dil, ırk
ve kavimlerden olan kişilere karşı adil ve hoşgörülü
tutumu, hem de Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi
zengin, fakir ayırmaksızın herkese eşit
davranmasıyla tüm insanlar için çok büyük bir
örnektir.
Allah bir ayetinde Resulüne şöyle buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir.
Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz
çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana
hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler.
Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz,
Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide
Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir kavmin
içinde dahi, Allah'ın emrine uymuş ve hiçbir zaman
adaletten taviz vermemiştir. Daima "Rabbim adaletle
davranmayı emretti." (Araf Suresi, 29) diyerek her
devirde tüm insanlara örnek olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği süresince adil
tutumuna örnek teşkil eden birçok olay yaşanmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in yaşadığı coğrafyada çok
çeşitli din, dil, ırk ve kabileden insan birarada
yaşıyordu. Bu toplulukların birarada huzur ve güven
içinde yaşamaları, aralarına nifak sokmaya
çalışanların etkisiz bırakılmaları çok zordu. En
küçük bir sözden veya tavırdan hemen bir grup
diğerine karşı öfkelenip saldırabiliyordu. Ancak
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslümanlar için
olduğu kadar bu topluluklar için de bir huzur ve
güvence kaynağı olmuştur. Asr-ı Saadet döneminde
Arabistan Yarımadasında Hıristiyan, Musevi,
putperest, ayırt etmeksizin herkese adil
davranılmıştır. Peygamberimiz (sav) Allah'ın "Dinde
zorlama (ve baskı) yoktur." (Bakara Suresi, 256)
ayetine uyarak, herkese hak dini anlatmış ancak
seçimlerini yapmak konusunda serbest bırakmıştır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka ayetinde de,
farklı dinlerden insanlara karşı nasıl bir adalet ve
uzlaşma içinde olması gerektiğini şöyle
bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun
gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek
ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği
her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla
emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de
Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin
amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda 'deliller
getirerek tartışma (ya, huccete gerek)' yoktur.
Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır. Dönüş
O'nadır." (Şura Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına uyarak
gösterdiği bu güzel tavrı, bugün farklı dinlerden
insanların birbirlerine karşı tutumları konusunda
örnek olmalıdır.
Senden önce gönderdiklerimizden, gerçekten yemek
yiyen ve pazarlarda gezen (elçi)lerden başkasını
göndermiş değiliz. Biz, sizin kiminizi kimi için
deneme (fitne konusu) yaptık. Sabredecek misiniz?
Senin Rabbin görendir.
(Furkan Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı ırklardan
insanlar arasında da uzlaşma sağlamıştır.
Peygamberimiz (sav) birçok konuşmasında, hatta Veda
Hutbesinde de ırklara göre bir üstünlük
olamayacağını, Allah'ın ayetinde haber verdiği gibi
"üstünlüğün takvaya göre olacağını" bildirmiştir.
Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir
dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için
sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık.
Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim)
olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride
olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber
alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı hadisinde şöyle
buyurmuştur:
"Ey insanlar! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem
ise topraktan yaratılmıştır. İnsanlar muhakkak ve
muhakkak ırklarıyla övünmeyi bırakmalılar."10
"Sizin şu soyunuz-sopunuz kimseye üstünlük ve kibir
taslamaya vesile olacak şey değildir. (Ey insanlar)!
Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz bir ölçek
içindeki birbirine müsavi buğday taneleri gibisiniz.
Halbuki, hiç kimsenin kimseye din ve takva müstesna
üstünlüğü yoktur. Kişiye kötü olması için;
başkalarını yermesi, küçük görmesi, cimri, kötü
huylu, had ve hududu aşmış olması yeter."11
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara
şöyle seslenmişti:
"Soylarla övünülmez. Araplar, Arap olduklarından
Acemlerden; Acemler de, Acemi olduklarından
Araplardan üstün sayılamazlar. Çünkü Allah katında
en yüce olanınız, ona karşı gelmekten en fazla
kaçınanınız (en takvalınız)dır."12
Arap Yarımadasının güney kısmındaki Hıristiyan
Necran Halkı ile yapılan bir antlaşma da Peygamber
Efendimizin adaletine çok güzel bir örnek teşkil
etmektedir. Bu antlaşmanın maddelerinden biri
şöyledir:
"Necranlıların ve maiyetindekilerin canları,
malları, dinleri varları ve yokları, aileleri,
kiliseleri ve sahip olduları herşey Allah'ın ve
Allah'ın Peygamberinin güvencesi (himayesi) altına
alınacaktır."13
Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan, Yahudi ve müşrik
topluluklarla imzaladığı Medine Vesikası da önemli
bir adalet örneğidir. Farklı inançlara sahip
topluluklar arasında adaletin sağlanması ve her
topluluğun çıkarlarının gözetilmesi için hazırlanan
bu vesika sayesinde yıllarca düşmanlık içinde
yaşayan topluluklara barış getirilmiştir. Medine
Vesikası'nın en belirgin özelliklerinden biri inanç
özgürlüğü sağlamasıdır. Bu konu ile ilgili madde
şöyledir:
"Ben-i Avf Yahudileri, müminlerle beraber aynı
ümmettirler, Yahudilerin dinleri kendilerine,
Müslümanların dinleri de kendilerinedir."14
Medine Vesikasının 16. maddesinde ise, "Bize tabi
olan Yahudiler, hiçbir haksızlığa uğramaksızın ve
düşmanlarıyla da yardımlaşmaksızın, yardım ve
desteğimize hak kazanacaklardır"15 diye
bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'den sonra da
sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in antlaşmaya
koydurduğu bu hükme sadık kalmışlar ve aynı hükmü,
Berberi, Budist, Brahman ve benzeri inançlara sahip
kişiler için de uygulamışlardır.16
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan bir ayet yazılı; "...
İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle
hükmetmenizi emreder." (Nisa Suresi, 58)
Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve güvenlik
içinde geçmesinin en önemli nedenlerinden biri,
Kuran ahlakına uyan Peygamberimiz (sav)'in adaletli
tutumudur.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman olmayan
kişilerde de bir güven duygusu uyandırmıştır ve
müşriklerden dahi Peygamberimiz (sav)'in himayesi
altına girmek isteyenler olmuştur. Allah Kuran'da
müşriklerin bu taleplerini bildirmiş ve aynı zamanda
Peygamberimiz (sav)'e bu kişilere karşı nasıl
davranması gerektiğini de vahyetmiştir:
"Eğer müşriklerden biri, senden 'eman (himaye)
isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü
dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı
yere ulaştır'. Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size
karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara
karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah,
muttaki olanları sever." (Tevbe Suresi, 6-7)
Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında meydana
gelen çatışmaların, kavgaların, huzursuzlukların tek
çözümü Kuran ahlakına uymak ve Peygamberimiz (sav)
gibi din, dil veya ırk ayrımı gözetmeksizin,
adaletten hiçbir zaman ayrılmamaktır.
Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz
olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından
yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur.
Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir
(dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)
(Hud Suresi, 56)
Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır.
Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azabla)
yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce)
çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma
zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak
bulamayacaklardır. (Kehf Suresi, 58)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E İTAAT EDEN ALLAH'A İTAAT ETMİŞ
OLUR
Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla ve
onlara itaat etmekle sorumlu tutmuştur. Elçiler,
Allah'ın emirlerini yerine getiren, insanlara
Allah'ın vahyini ileten ve hal ve tavırlarıyla,
konuşmalarıyla, kısacası tüm hayatlarıyla insanlara
Allah'ın en hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın
nasıl yaşanması gerektiğini gösteren mübarek
insanlardır. Allah Kuran'da elçilerine uyanların
kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir. Bu nedenle
Peygamberimiz (sav)'e itaat, önemli bir ibadettir.
Allah itaat konusunun önemini Kuran'da şöyle haber
verir:
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle
kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle
göndermedik. Onlar kendi nefislerine
zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan
bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için
bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul
eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (Nisa Suresi, 64)
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar
Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler,
doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle
beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa Suresi,
69)
Kuran'ın birçok ayetinde ise, peygamberlere itaat
edenlerin aslında Allah'a itaat etmiş oldukları
bildirilir. Elçilere başkaldıranlar ise, gerçekte
Allah'a karşı gelmişlerdir. Bu ayetlerden bazıları
şöyledir:
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat
etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların
üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat
etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin
üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o,
ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de
Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da,
ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 10)
Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde itaatin
önemini hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur:
"Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat
etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki
Allah'a isyan etmiştir."17
Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler için
bir koruyucu ve yönetici olduğunu bildirmektedir. Bu
nedenle Müslümanlar her konuda Peygamberimiz (sav)'e
danışır, onun fikrini ve rızasını alarak bir işe
başlarlardı. Ayrıca aralarında anlaşmazlığa
düştükleri konularda, çözüm bulamadıklarında veya
ümmetin güvenliğine, sağlığına, ekonomik durumuna
yönelik bir haber öğrendiklerinde bunları da hemen
Peygamberimiz (sav)'e iletir ve ondan en hayırlı ve
güvenli çözüm veya yöntemi öğrenerek uygularlardı.
Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere emrettiği çok önemli
bir ahlaktır. Örneğin Allah bir ayetinde, tüm
haberlerin peygambere veya onun kendisine vekil
kıldığı kişilere iletilmesini emretmektedir. Ayette
şöyle buyrulur:
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu
yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve
kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş
olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler' onu
bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti
olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
(Nisa Suresi, 83)
Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti olan bir
emirdir. Herşeyden önce Peygamberimiz (sav)'in her
emri ve hükmü Allah'ın koruması altındadır.
Dolayısıyla verdiği kararlar daima hayır olur.
Ayrıca Peygamberimiz (sav) ümmetin en akıllı ve
hikmetli kişisidir. İnsan her işinde doğal olarak en
ehil, en yüksek akla ve vicdana sahip olan, en çok
güvendiği ve emin olduğu kişiye danışmak, bir haberi
sonuç çıkarması için ona götürmek ister.
Peygamberimiz (sav)'in tüm bu özelliklerinin
yanında, bütün haberlerin tek bir kişide
toplanmasının bir hikmeti de, bu haberlerin
bütününden daha akılcı ve sağlıklı yorumlar
yapılabilecek olmasıdır. Allah bir başka ayetinde
ise, müminlerin aralarındaki anlaşmazlıklarda
Peygamberimiz (sav)'i hakem tutmalarını
bildirmiştir. Bu tür çözümsüzlüklerin hemen
Peygamberimiz (sav)'e iletilmesi Allah'ın emridir ve
bu nedenle de akla, vicdana ve adaba uygun olandır.
Ayrıca, Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme
gönülden ve hiçbir kuşkuya kapılmadan itaat etmek
son derece önemlidir. Onun verdiği karar o insanın
çıkarları ile çelişse de, gerçekten iman edenler bu
durumdan hiçbir burukluk duymaz ve hemen razı olarak
peygamberin hükmüne itaat ederler. Allah bu önemli
itaat özelliğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında
çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin
verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı
duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça,
iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
Peygamberimiz (sav)'in tüm kararlarının daima
Allah'ın koruması altında olduğunu fark edemeyen
bazı zayıf imanlı ya da ikiyüzlü kişiler,
Peygamberimiz (sav)'in her konudan haberdar olarak
bilgilendirilmesine karşı çıkmış ve bu konuda fitne
çıkarmaya çalışmışlardır. Bu durumun bildirildiği
ayet şöyledir:
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü
dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O
sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder,
mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler
için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet
edenler... Onlar için acı bir azab vardır." (Tevbe
Suresi, 61)
Bu kişiler imanın özünü kavrayamadıkları ve
Peygamberimiz (sav)'i takdir edip tanıyamadıkları
için onun herşeyden haberdar olmasını cahiliye
zihniyeti ile değerlendirmişlerdir. Çünkü cahiliye
insanları sahip oldukları bilgileri hayır, güzellik,
insanların iyiliği ve güvenliği için kullanmazlar.
Onlar bunu ancak dedikodu ve fitne için kullanır,
insanları birbirine düşürmeye, tuzaklar kurmaya
çalışırlar. Oysa, Peygamberimiz (sav) kendisine
gelen her haberle hem Müslümanların hem de koruması
altındaki diğer insanların güvenliğini, sağlığını,
huzurunu sağlamış, olası tehlikeleri bertaraf
ederek, müminlere kurulan tuzakları bozmuş, iman
zaafiyeti içinde olanları tespit ederek onların
imanlarını güçlendirecek önlemler almış, müminleri
zayıflatacak, şevklerini kıracak tüm ihtimallerin
önünü kesmiş, müminlere güzellik ve hayır getirecek
türlü yöntemler belirlemiştir. Bu nedenle Allah
ayetlerde onun, "bir hayır kulağı" olduğunu
bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)'in her sözü, her
kararı, her önlemi müminlere ve aslında tüm
insanlara hayır ve güzellik getirmiştir.
Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti,
müminler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına
ve elçilerine inandı. "İşittik ve itaat ettik.
Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak
Sana'dır" dediler.
(Bakara Suresi, 285)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARIN VİCDANLARINI
ETKİLEYECEK ŞEKİLDE HİKMETLE UYARIP KORKUTMUŞTUR
Peygamber Efendimiz, kendisine Kuran vahyedildikten
itibaren hayatı boyunca insanları Allah'ın dinine
çağırmış, onlara doğru yolu göstererek rehberlik
etmiştir. Kuran'ın bir ayetinde Peygamberimiz
(sav)'in şöyle hitap etmesi bildirilir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere
Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve
Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."
(Yusuf Suresi, 108)
Kuran ayetlerinden anlaşıldığı üzere Peygamberimiz
(sav) insanları uyarıp korkuturken ve onlara
Kuran'ı, güzel ahlakı öğretirken birçok zorluklarla
karşılaşmıştır. Herkes hidayet ehli olmadığı için,
kıskançlığından, kininden, öfkesinden dolayı
Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkaranlar, söylediği
sözü kavrayamayanlar, anladığı halde ağırdan
alanlar, Peygamberimiz (sav)'in söylediklerine
inandım dediği halde gerçekte inanmayıp iki yüzlü
davrananlar ve benzeri kötü ahlak gösterenler
olmuştur. Peygamberimiz (sav) bunlara rağmen hiçbir
zaman yılmadan dini anlatmaya büyük bir kararlılıkla
devam etmiştir. Bu kişilerin tavırları bir ayette
şöyle açıklanır:
. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle
karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına
kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden
dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve
öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde
saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 119)
... De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve
O'na ortak koşmamakla emrolundumBen ancak O'na davet
ederim ve son dönüşüm O'nadır."
(Rad Suresi, 36)
Peygamberimiz (sav)'in, münafıklara karşı tavrı ve
kararlılığı ise ayette şöyle bildirilir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen
dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların
aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar
edenler vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk
etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak
O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır." (Rad
Suresi, 36)
Peygamberimiz (sav) münafıkları uyarmaya devam
etmiş, dine ve kendisine karşı düşmanlık
beslemelerine rağmen belki vazgeçerler ve hidayet
bulurlar diye onlara dini en etkili şekilde
anlatmıştır. Münafıkların Peygamberimiz (sav)'in
anlattıklarına karşı gösterdikleri tavır ise Nisa
Suresi'nde şöyle haber verilir:
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten
inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar,
tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler;
oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan
da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin"
denildiğinde, o münafıkların senden
kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün. (Nisa
Suresi, 60-61)
Münafıkların bu iki yüzlü tavırlarına rağmen
Peygamberimiz (sav) onlara öğüt vermiş, onların
vicdanlarını etkileyerek, doğruyu görmelerini
sağlayacak şekilde onlarla konuşmuştur. Bir ayette
şöyle buyrulur:
İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir.
O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve
onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz
söyle. (Nisa Suresi, 63)
Kendisine düşman olan insanlara öğüt vermek,
hatalarını açıkça söyleyerek onları doğru yola
çağırmak elbette ki güç bir sorumluluktur. Ancak,
Peygamberimiz (sav) gibi Allah'a dayanıp güvenen,
hidayeti verenin Allah olduğunu bilen, insanlardan
değil sadece Allah'tan korkup sakınan bir insan
için, her işte olduğu gibi bunda da Allah'ın yardımı
ve kolaylıklar vardır.
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere
Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve
Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."
(Yusuf Suresi, 108)
Allah Kuran'da birçok ayetinde sapıklık içinde olan
insanları doğru yola iletmek, onları arındırmak ve
onlara ayetlerini öğretmek için elçilerini
gönderdiğini bildirmektedir. Yukarıda da
belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav) Allah'ın
kendisine verdiği bu sorumluluğu büyük bir sabır,
şevk ve kararlılıkla hayatı boyunca sürdürmüştür.
Vefatına çok yakın bir zaman kala yaptığı Veda
Hutbesi'nde dahi Müslümanları eğitmeye ve onlara
öğüt vermeye devam etmiştir.
Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e verdiği bu güzel
sorumluluklar ayetlerde şöyle bildirilir:
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi
okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti
öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi
gönderdik. (Bakara Suresi, 151)
Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde
kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle
lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini
okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve
hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir
sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara
ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve
onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi
gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten
açıkça bir sapıklık içinde idiler. (Cuma Suresi, 2)
Allah bir ayetinde, Peygamberimiz (sav)'in
öğütlerinin, hatırlatma ve uyarılarının inananlar
için "hayat verecek şeyler" olduğunu bildirmektedir.
Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi
çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin.
Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına
girer ve siz gerçekten O'na götürülüp
toplanacaksınız. (Enfal Suresi, 24)
Sami Efendi (1838-1912). Cel'i talik levha. Kelam-ı
kibar; "Hikmetin başı Allah korkusudur."
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı ve öğütleri
herhangi bir insanın çağrısı gibi değildir. Bu
çağrılara uymak, insanın dünyada ve ahirette
kurtuluşu demektir. Peygamberimiz (sav)'in her
çağrısında insanı kötülüklerden, zulümden,
karamsarlıktan, azaptan kurtaracak hikmetler vardır.
Peygamberimiz (sav)'in her öğüdünde Allah'ın ilhamı
ve koruması olduğu için, samimi bir Müslüman bu
öğütlere gönülden teslim olarak, hidayet bulur.
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinde
onun müminlere verdiği güzel öğütler de
bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi sahabesi Muaz
(r.a)'a verdiği öğüttür. Ona şöyle söylediği
aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün doğrusunu
söylemeni, sözünde durmanı, emaneti yerine
getirmeni, hıyanetten uzak kalmanı, komşu hakkını
korumanı, yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol
selam vermeni, işin iyisini yapmanı, az
tamahkarlığı, imana sarılmanı, Kuran'ı derinliğine
anlamanı, ahiret sevgisini, hesaptan korkmanı,
tevazu kanatlarını indirmeni tavsiye ederim.
Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru
söyleyene yalan söylemekten, günahkara boyun
eğmekten, adaletli bir hükümdara baş kaldırmaktan,
yeryüzünde fesat çıkarmaktan men ederim.
Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın yanında
nerede olursan ol Allah'tan korkmanı işlediğin her
günahın ardından gizlisine gizli, aleni olanına da
aleni tevbe etmeni tavsiye ederim."18
Peygamber Efendimiz, yakınlarını ve Müslümanları
böyle eğitmiş ve onları her zaman güzel huylu olmaya
çağırmıştır.
Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve
destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır;
inkâr edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları
nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin
halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.
(Bakara Suresi, 257)
Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud
kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve
yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara
resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki
Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi
nefislerine zulmediyorlardı.
(Tevbe Suresi, 70)
İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan
bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan
öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da
bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.
Yoksa kötülükleri yapanlar, bizi (aşıp)
geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar?
(Ankebut Suresi, 2-4)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) KONUŞMALARINDA DAİMA ALLAH'I
TESBİH EDERDİ
Peygamberimiz (sav), Allah'ın ". Ve O'nu tekbir
edebildikçe tekbir et" (İsra Suresi, 111) ayetiyle
bildirdiği emrine uygun olarak bir konuyu
anlatırken, müminlere öğüt verirken, insanlara
seslenirken veya dua ederken, hep Rabbimizi en yüce
ve en güzel isimleri ile anar, O'nun gücünü,
üstünlüğünü ve büyüklüğünü zikrederdi. Allah,
peygamberimiz (sav)'e, insanlara nasıl hitap etmesi
gerektiğini şu ayetlerle bildirmiştir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü
verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın,
dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır
Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç
yetirensin. Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın,
gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden
çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen,
dilediğine hesapsız rızık verirsin." De ki:
"Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız
da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı
da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir." (Al-i
İmran Suresi, 26-27-29)
De ki: ". Hüküm yalnızca Allah'ındır. O, doğru
haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır."
(Enam Suresi, 57) De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın
sizin hepinize gönderdiği bir elçisi
(peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız
O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve
öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan
elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine
inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş
olursunuz. (Araf Suresi, 158)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz
mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o
kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden
önce, elbette deniz tükeniverirdi. (Kehf Suresi,
109)
De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (herşey
O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve
hiçbir şey O'nun dengi değildir. (İhlas Suresi, 1-4)
Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa hiç şüphesiz Allah'ın
(tespit ettiği) süresi yaklaşarak-gelmektedir. O,
işitendir, bilendir.
(Ankebut Suresi, 5)
Kim cehd ederse (çaba gösterirse), yalnızca kendi
nefsi için cehd etmiş olur. Şüphesiz Allah,
alemlerden müstağnidir.
(Ankebut Suresi, 6)
Peygamberimiz (sav), bir Müslümana öğüt verirken de
ona önce Allah'ın yüceliğini hatırlatmış ve şöyle
demiştir:
"Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir, şeriksizdir.
Arz ve semanın mülkü O'na aittir. Bütün hamdler
O'nadır, O herşeye kadirdir." de... Taşlanmış
şeytandan Allah'a sığın."19
Peygamber Efendimizin her halini, ahlakını ve
takvasını kendisine örnek edinen, Kuran'a ve
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin
konuşması da, insanlara Allah'ı, O'nun gücünü ve
büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah'a çağıran,
insanlara Allah'ı sevdiren ve O'ndan korkup
sakınmalarına vesile olan bir üslupta olmalıdır.
Müminin her konuşmasında Allah'ı unutmadığı, her
zaman Rabbimize yöneldiği belli olmalıdır.
Peygamberimiz (sav), müminlere her zaman Allah'ı
sevmelerini ve kendisini de Allah'ı sevdikleri için
sevmelerini öğütlemiştir. Bir hadiste şöyle
bildirilmektedir:
"Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı
sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz."20
PEYGAMBERİMİZ (SAV) BİR "MÜJDELEYİCİ" İDİ
Allah "Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid,
bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik"
(Ahzab Suresi, 45) ayetinde Peygamberimiz (sav)'in
bir müjde verici ve uyarıcı olduğunu bildirmektedir.
Peygamberimiz (sav), insanları hem cehennem azabına
karşı uyarıp korkutmuş, hem de onları dünyada
iyilerin daima üstün geleceği, ahirette ise sonsuz
cennet hayatı ile müjdelemiştir. Peygamberimiz
(sav)'in bu özelliği Kuran ayetlerinde şöyle
bildirilir:
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak,
hak (Kuran) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından
sorumlu tutulmayacaksın. (Bakara Suresi, 119)
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile
indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve
uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. (İsra Suresi,
105)
Gerçekten o (Kuran), alemlerin Rabbinin (bir)
indirmesidir. Onu Ruhu'l-emin indirdi. Uyarıcılardan
olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
(Şuara Suresi, 192-194)
Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve
uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu
bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)
Hüseyin Kutlu, "MaşaAllah" yazılı hat.
Peygamberimiz (sav)'i örnek alarak onun sünnetine
uyanlar da onun gibi insanları uyaran ve onlara
müjdeler veren kişiler olmalıdırlar. Nitekim
Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden
olmalarını şöyle buyurmuştur:
"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret
ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa
düşmeyin."21
Müjde vermek, müminlerin şevk ve heyecanlarını
artırır, yaptıkları salih amellerde daha gayretli ve
başarılı olmalarına vesile olur. Yaptığı işi,
karşılığını cennette bir güzellik olarak alacağını
umarak yapan kişi, elbette ki işini monotonluk
içinde, bir alışkanlıkla veya mecburiyetten yapan
kişiden çok daha farklı bir ruh hali ve tavır içinde
olacaktır. Allah, bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e
"Müminleri hazırlayıp-teşvik et" (Nisa Suresi, 84)
şeklinde buyurmuştur.
Allah bir başka ayetinde ise, "Müminlere müjde ver;
gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl
vardır" (Ahzap Suresi, 47) şeklinde bildirir.
Allah'ın emrine ve Peygamberimiz (sav)'in ahlakına
uyan her mümin, tüm Müslümanları müjdelemek ve
onları teşvik ederek şevklendirmekle sorumludur.
Olumsuz konuşmalar yapmak, kolay olan işleri zor
gibi gösterip müminleri yıldırmaya çalışmak,
güzellikleri, Allah'ın Kuran'da verdiği müjdeleri
unutturarak Müslümanları gaflete sürüklemek
Müslümanca bir tavır değildir. Kuran ahlakına uygun
olan, Peygamberimiz (sav) gibi, Allah'ın
Müslümanlara vaat ettiği güzellikleri sık sık
hatırlatmak ve onları hep canlı ve şevkli tutmaktır.
Peygamberimiz (sav)'e müjdelemesi emredilen
konulardan biri Allah'ın günahları bağışlayan
olmasıdır:
... De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü
taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut
kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar.
Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer
Suresi, 53)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde,
onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti
kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet
sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve
(kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır,
esirgeyendir." (Enam Suresi, 54)
Diğer bir müjde konusu ise cennettir:
De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi?
Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde
temelli kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır.
Allah, kulları hakkıyla görendir." (Al-i İmran
Suresi, 15)
(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları
müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar
akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu
ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de
rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara,
(dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada,
onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada
süresiz kalacaklardır.
(Bakara suresi, 25)
PEYGAMBERİMİZ (SAV), KAVMİNE KENDİSİNİN DE BİR İNSAN
OLDUĞUNU HATIRLATMIŞTIR
İnkar edenlerin temel özelliklerinden biri,
kibirleridir. Bu kibirleri nedeniyle Allah'ın
elçilerine itaat etmeyi reddetmişler ve itaat
etmemek için türlü bahaneler öne sürmüşlerdir. Bu
bahanelerinden biri ise, elçilere ancak insanüstü
bir varlık olurlarsa itaat edeceklerini
söylemeleridir. Peygamberimiz (sav) ise kavmine,
kendisinin Allah'a kul olan bir insan olduğunu,
onların bu beklentilerinin yersiz olduğunu ve
kurtuluşa ermek için Allah'a yönelmelerini
söylemiştir. Bu konudaki Kuran ayetlerinde Allah,
Peygamberimize şunları söylemesini emretmiştir:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan
bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir
ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı
umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine
ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (Kehf Suresi,
110)
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin
bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara
gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik." De
ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter;
kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır,
görendir." (İsra Suresi, 95-96)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin de Müslüman
olmakla ve Allah'a itaat etmekle emrolunduğunu ve
kendisinin sadece uyarmakla sorumlu olduğunu, inkar
edenlerin tavırlarından sorumlu tutulmayacağını da
bildirmiştir. Bunu haber veren ayetler şöyledir:
(De ki:) "Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet
etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve
saygıdeğer kıldı. herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan
olmakla emrolundum." "Ve Kuran'ı okumakla da
(emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi
nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa,
de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım." Ve de ki:
"Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir,
siz de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin,
yaptıklarınızdan gafil değildir. (Neml Suresi,
91-93)
Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir.
Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları
hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. Şüphesiz
Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle
beraberdir.
(Nahl Suresi, 127-128)
Onlara ne zaman bir ayet gelse, derler ki: "Allah'ın
elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilene
kadar biz kesin olarak inanmayacağız." Allah,
elçiliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. Bu,
suçlu-günahkarlara, kurdukları hileli-düzenleri
nedeniyle şiddetli bir azab ve Allah katında bir
küçüklük isabet edecektir.
(Enam Suresi, 124)
Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir
kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer
siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli
düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz,
Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.
(Al-i İmran Suresi, 120)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) MÜSLÜMANLARIN ÜZERLERİNDEKİ
ZORLUKLARI KALDIRMIŞTIR
Peygamberimiz (sav) yukarıda sayılan özellikleri
ile, müminlerin üzerlerinden yük almış, onların akıl
erdiremeyecekleri veya zorlukla yapacakları işlerde
onlara yol göstermiştir. Bunun yanında, insanların
bir kısmı kendi kendilerine zulmetmeye, kendilerine
zorluk çıkarmaya, kendi akıllarından kurallar
çıkarıp, bu kurallara uyduklarında kurtuluş
bulacaklarına inanmaya çok yatkındır. Tarih boyunca
dinlerin tahrif edilmesinin altında yatan
nedenlerden biri de insanların bu özelliğidir.
Birçok topluluk, dinde olmayan kurallar uydurmuş,
bunlara uyulduğunda da takva olacaklarına
kendilerini ve insanları inandırmışlardır.
Peygamberimiz (sav)'in en önemli vasıflarından biri
ise, insanlar üzerindeki bu kendi elleriyle
oluşturdukları zorlukları kaldırmaktır. Allah bir
ayetinde Peygamberimiz (sav)'in bu özelliğini şöyle
bildirir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de
(geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici
(Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu
(iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor,
temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve
onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri
indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar,
yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru
izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf
Suresi, 157)
Ayette bildirilen "ağır yük" ve "zincirler"
insanların üzerlerindeki zorluklardır. Peygamberimiz
(sav) ise hem hayatı ile onlara örnek olup, hem de
ayette bildirildiği gibi onları iyiliğe davet edip,
kötülüklerden sakındırarak, insanların üzerlerinden
zorlukları kaldırmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in en güzel örnek olduğu
konulardan biri de takvası yani sadece Allah'ın
rızasını gözeten tavrıdır. Peygamberimiz (sav)
sadece Allah'tan korkup sakındığı ve hiçbir zaman
insanların hevalarına uymadığı için daima en doğru
yolda olmuştur. Kuran ahlakının bu özelliği insan
için büyük bir kolaylık ve güzelliktir. İnsanları
memnun etmeye, kendini onlara beğendirmeye çalışan,
hem Allah'ın hem de insanların rızasını arayarak,
takdir ve övgü peşinde koşan kişiler için her
yaptıkları iş büyük bir ağırlıktır. Böyle insanlar
hem içlerinden geldiği gibi, samimi, özgür düşünüp
davranamazlar, hem de her insanı aynı anda memnun
edemeyecekleri için aradıkları övgü ve takdiri de
bulamazlar. En küçük bir hatalarında bile paniğe
kapılır, gözüne girmeye çalıştıkları kişilerin
hoşnutsuz olduklarını gördüklerinde onların saygı ve
güvenini kaybetme korkusunu taşırlar.
Oysa, sadece Allah'ın rızasını gözeten, sadece
Allah'tan korkup sakınan Müslümanlar hiçbir zaman
başaramayacakları ve onlara dünyada ve ahirette
sıkıntı ve kayıp getirecek bir yükün altına
girmezler. Hiçbir zaman insanların hoşnutluğu, ne
düşündükleri, ayıplayıp kınamaları gibi konularda
hesap yapmazlar. Bu nedenle her zaman rahat ve
huzurludurlar. Bir hataları olduğunda da bunun
hesabını sadece Allah'a vereceklerini, sadece
Allah'tan bağışlanma dilemeleri gerektiğini
bildikleri için yine bir sıkıntı ve endişe içinde
olmazlar.
İşte Peygamber Efendimiz hem sözleri hem de hali ile
müminlere ihlasla yaşamayı öğretmiş ve bütün
insanlık için ağır bir yük olan "insanların rızasını
gözetmeyi" onların sırtından almıştır. Elbette bu,
Peygamberimiz (sav)'in inananların üzerinden
kaldırdığı zorluklardan yalnızca biridir. Hz.
Muhammed, bu şekilde dünyada ve ahirette hayır ve
güzellik getirecek pek çok konuda tüm Müslümanlara
örnek olmuştur.
Allah, ihlaslı bir insanla, Allah'a eş ve ortaklar
koşan kimsenin bir olmayacağını ayette şöyle
bildirmektedir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi
hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de
çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir
kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir
olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu
bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Peygamberimiz (sav)'in, müminlerin üzerlerinden
kaldırdığı tek zorluk şirk değildir. Peygamberimiz
(sav), insanlara güç gelen, onlara sıkıntı veren her
türlü zorluğu kaldırmış, onları en kolay ve en güzel
olana çağırmış ve herşeyin çözümünü göstermiştir. Bu
nedenle Peygamber Efendimizin sünnetine uyanlar,
huzurlu ve kolay bir hayat yaşarlar. Peygamberimiz
(sav)'in bu konudaki hadis-i şeriflerinden bazıları
şöyledir:
"... Sen, yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah
için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet
buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde
sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki nusret sabırla
birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir,
zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki
kolaylığa asla galebe çalamayacaktır."22
"Zorluk gelip şu kayanın içine girse mutlaka
kolaylık peşinden gelip içeri girer ve oradan
zorluğu çıkarır."23
Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve
Resûlü'nden ve mü'minlerden başka sır-dostu
edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan'
bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah
yaptıklarınızdan haberdardır.
(Tevbe Suresi, 16)
...o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri
(kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri
helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır
yüklerini,
üzerlerindeki zincirleri indiriyor...
(Araf Suresi, 157)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) MÜMİNLERE ÇOK DÜŞKÜN VE
ŞEFKATLİYDİ
Peygamber Efendimiz çok içli, şefkatli, anlayışlı,
sevgi dolu bir insandı. Dostlarının, yakınlarının,
kendisine tabi olan tüm müminlerin maddi ve manevi
her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları,
güvenlikleri, neşeleri için tüm tedbirleri alır,
onlara koruyucu kanatlarını gerer, imanlarını ve
takvalarını sürekli takviye ederek ahiret
hayatlarını düşünürdü. Peygamberimiz (sav)'in bu tüm
insanlığa örnek olan güzel özellikleri ayetlerde
şöyle bildirilmektedir:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun
gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve
esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi,
128)
"Ve müminlerden, sana tabi olanlara (koruyucu)
kanatlarını ger." (Şuara Suresi, 215)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği müminler de onun
güzel özelliklerini kendilerine örnek aldıkları
için, Kuran'da da zikredilerek tüm insanlığa
duyurulan fedakarlıklarda, şefkatli ve merhametli
tavırlarda bulunmuşlardır. Bir ayette müminlerin
birbirleri için yaptıkları fedakarlık şöyle
anlatılır:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp
imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret
edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı
içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar.
Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile
(kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim
nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa,
işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr
Suresi, 9)
Kim bir iyilikle gelirse, artık kendisine daha
hayırlısı vardır ve onlar, o günün korkusuna karşı
güvenlik içindedirler.
(Neml Suresi, 89)
Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe
yüzükoyun atılır (ve onlara:) "Yaptıklarınızdan
başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?" (denir).
(Neml Suresi, 90)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği ve Kuran ayetlerine
gönülden bağlı müminler, esirlere karşı dahi
koruyucu tavırlar göstermişlerdir. Onların bu örnek
ahlakları ayetlerde şöyle bildirilir:
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği,
yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz size,
ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz;
sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür.
Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle
Rabbimizden korkuyoruz." (İnsan Suresi, 8-10)
Peygamber Efendimiz ashabına da merhametli
olmalarını hatırlatmış ve onlara en güzel örnek
olmuştur:
"Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af
olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık
günahlarına bilerek devam edip, istiğfar
etmeyenlere."24
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."25
"Allah refikdir (merhametli ve şefkatli), rıfkı
sever ve rıfka mükabil verdiğini başka hiçbir şeyle
vermez."26
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN MÜMİNLER İÇİN BAĞIŞLANMA
DİLEMESİ VE DUA ETMESİ
Peygamberimiz (sav)'in müminlere olan sevgisinin ve
düşkünlüğünün bir sonucu olarak, onların hataları
için Allah'tan bağışlanma dilemiştir. Allah'ın
Peygamberimize bu konudaki emirleri ise şu
şekildedir:
Ey Peygamber, mümin kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi
ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek,
çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında
bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir
çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel
ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere,
sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların
biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret
iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (Mümtehine Suresi, 12)
Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan başka ilah
yoktur. Hem kendi günahın, hem mü'min erkekler ve
mü'min kadınlar için mağfiret dile. Allah, sizin
dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama yerinizi
de. (Muhammed Suresi, 19)
". Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin
istedikleri zaman, dilediklerine izin ver ve onlar
için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir." (Nur Suresi, 62)
Allah Tevbe Suresi'nde ise, Peygamberimiz (sav)'e
müminler için dua etmesini şöyle bildirmektedir:
. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için
'bir sükûnet ve huzurdur.' Allah işitendir,
bilendir. (Tevbe Suresi, 103)
Ayette bildirildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in
duası müminler için bir sukunete ve huzura vesile
olmaktadır. Şunu hiç unutmamak gerekir ki, kalbe
huzur ve sukunet veren sadece Allah'tır. Allah,
müminlerin velisi, koruyucusu olarak vekil kıldığı
peygamberinin duasını müminlerin rahatlığı, huzuru
için vesile etmektedir. Rabbimizin şefkati,
merhameti, müminleri esirgeyen ve koruyan olması
Peygamberimiz (sav)'in ahlakında en fazlasıyla
tecelli etmektedir.
Peygamber Efendimiz bir sözlerinde müminlere dua
hakkında önemli bir konuyu şöyle hatırlatmışlardır:
"İcabetten emin olarak Allah'a dua edin."27
Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır.
Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir
zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada
süresiz kalacaklardır.
(Yunus Suresi, 26)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN MÜSLÜMANLARIN MENFAATİ İÇİN
ALDIĞI SADAKALAR ONLARIN TEMİZLENMESİNE VESİLE
OLMUŞTUR
Allah, Tevbe Suresi'nin 103. ayetinin başında,
"Onların mallarından sadaka al, bununla onları
temizlemiş, arındırmış olursun." şeklinde
buyurmaktadır. Yani Allah çok sevgili kulu olan
Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların menfaati için
aldığı sadakaları vesile ederek, müminleri
temizleyip arındıracağını bildirmektedir. Peygamber
Efendimiz Allah'ın elçisidir ve her sözünde ve her
tavrında Rabbimizin emirlerine ve gösterdiği yola
uymaktadır. Peygamberimiz (sav)'in güzel ahlakının
ve üstün tavrının kaynağı, onun şirk koşmadan, başka
bir yol gösterici ve ilah aramadan, her zaman
Allah'a yönelmesidir. Allah'ın kendisine buyurduğu
her emri yerine getirdiği için, tüm alemlere örnek,
eşsiz güzellikte bir ahlak ve tavır kazanmaktadır.
Bu gerçek, bütün Müslümanlar için yol gösterici
olmalı ve inananlar, sadece Allah'ın vahyi olan
Kuran'a uyarak ve Peygamberimiz (sav)'in öğrettiği
güzel ahlakı yaşayarak, tüm alemlere örnek bir tavır
ve ahlak göstermelidirler.
Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs
kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta
bulunduğunu deneyelim diye.
(Kehf Suresi, 7)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) MÜMİNLERLE İSTİŞARE EDERDİ
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emrine uyarak,
müminlerle istişare eder, onların fikirlerini
alırdı. Bu konunun emredildiği ayet şöyledir:
. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile
ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen
artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül
edenleri sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
Peygamberimiz (sav), müminlerin de fikirlerini
aldıktan sonra, kararını verir ve sonucu için
Allah'a tevekkül ederdi. Unutulmaması gereken çok
önemli bir gerçek, alınan kararların hepsinin Allah
katında önceden belli olduğudur. Allah kaderde her
kararı, her kararın sonucunu belirlemiştir. Bir konu
hakkındaki istişare ve sonra konuyu bir hükme veya
sonuca bağlamak ise müminler için bir ibadettir.
Peygamberimiz (sav) bu gerçeği bilerek, müminlere
danışmış, kararını vermiş ancak kararın sonucu için
Allah'a güvenerek, Allah'ın en hayırlı sonucu
yaratacağını bilmiştir.
İstişare etmek müminler için de güzel ve hayırlı
sonuçlar getirebilecek bir tavırdır. Herşeyden önce,
istişare eden kişi tevazulu davranarak güzel ahlak
göstermektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav)
ümmetinin içinde en fazla akla sahip, en basiretli
ve en ferasetli olan kişidir. Buna rağmen
çevresindekilere danışması, onların fikirlerini
öğrenmesi, onların bir konuya getirecekleri
çözümlerin neler olacağını sorması, onun ne kadar
alçakgönüllü bir insan olduğunun göstergesidir.
Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı
vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden
başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa
uğratılmazlar.
(Enam Suresi, 160)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki,
kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla
cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha
güzeliyle ödüllendirir.
(Necm Suresi, 31)
Müminler de, her konuda tevazu gösterip, "bunu
benden iyi zaten kimse bilemez" demeden, diğer
kişilere danıştıklarında bunun hayır ve
güzelliklerini pek çok açıdan göreceklerdir.
Böylelikle Peygamber Efendimizin bir tavrını
uygulayıp ona benzeyecekler, müminlere gösterdikleri
tevazu ve saygı nedeniyle de Allah'ın ve müminlerin
sevgisini kazanacaklardır. Bütün bunların yanısıra
akıllarını beğenmek gibi bir beladan uzak durmuş
olacaklardır. Ayrıca Allah Kuran'da, ". Ve her bilgi
sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır" (Yunus
Suresi, 76) şeklinde bildirmektedir. Dolayısıyla
insan sadece kendi aklına güvenmeyip, başkalarının
akıl, düşünce ve bilgi birikimlerinden
faydalandığında, çok daha iyi sonuçlar elde
edebilir. Tek akıl yerine, danıştığı kişi sayısınca,
örneğin 10 akla sahip olur. Peygamberimiz (sav),
müminlere birbirleri ile istişare etmelerini şöyle
hatırlatmıştır:
"Kim bir işe girişmek ister de o hususta Müslüman
biri ile müşavere ederse Allah onu işlerin en
doğrusunda muvaffak kılar."28
Allah'ın Kuran'da insanlar için gösterdiği her yol
ve Peygamberimiz (sav)'in üzerinde gördüğümüz her
tavır bizim için en hayırlısı ve en güzelidir.
İstişare etmek bunlardan biridir. Bu nedenle
Allah'ın emirlerini çok iyi bilmek ve Peygamber
Efendimizi çok iyi tanımak, ibadetlerimizi en
güzeliyle yerine getirmek ve en güzel ahlaka sahip
olmak için çok önemlidir.
Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun
hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve
sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona
(iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler
durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca
hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz... (Yunus
Suresi, 61)
... De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka
taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek
olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana
bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini
tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana
yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül
etsinler." (Zümer Suresi, 38)
ALLAH, PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E ÜN VE ŞEREF VERMİŞTİR
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi? (İnşirah
Suresi, 4)
Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi,
Peygamberimiz (sav), Allah'ın izniyle hem yaşadığı
dönemde hem de vefatından sonra bütün insanlarca
tanınmıştır. Vefatından 1400 yıl sonra dahi tüm
dünyaca tanınmakta ve bilinmektedir. 1400 yıldır,
milyarlarca insan Peygamberimiz (sav)'e sevgi ve
saygı ile bağlanmış, onu görmediği halde ona çok
yakın olmuş, cennette onunla sonsuza kadar birlikte
olmak için dua etmiştir ve etmektedir.
Allah başka ayetlerinde de, Peygamberimiz (sav)'in
"şerefli ve onurlu bir elçi" olduğunu şöyle
bildirmektedir:
Şüphesiz o (Kuran), üstün onur sahibi bir elçinin
gerçekten (Allah'tan getirdiği) sözüdür; (Bu elçi,)
Bir güç sahibidir, arşın sahibi katında şereflidir.
Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir. Sizin
sahibiniz bir deli değildir. (Tekvir Suresi, 19-22)
"Hiç şüphesiz o (Kuran), şerefli bir elçinin kesin
sözüdür." (Hakka Suresi, 40)
Allah Kuran'da Hz. Nuh, Hz. İlyas, Hz. Musa ve Hz.
Harun gibi birçok peygamberin de hayırlı ve şerefli
isimleri olduğunu bildirmektedir. İnsanların büyük
bir bölümü hayatları boyunca ün ve şeref peşinde
koşarlar. Bunun için hırs yapar, geçici olan dünya
nimetlerine kendilerini kaptırırlar. Ya da
kibirlenerek şımarırlar. Şeref peşinde koşarken,
şeref ve onurlarını kaybetmiş olurlar.
Oysa ün ve şeref bir insana ancak Allah katından
verilir. Ve Allah bir insana şerefin Kuran ahlakının
yaşanması ile geldiğini bildirmektedir. Bir ayette
şöyle buyrulmaktadır:
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak
olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların
içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı.
Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini
getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi
zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi, 71)
Bir insanın dünya hayatında onurlu ve şerefli bir
yaşam sürmesinin tek yolu Allah'ın vahyi olan
Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in üstün ahlakına
uymasıdır. Bunların dışındaki yolların insanlara
dünyada da ahirette de kayıptan başka bir şey
getirmeyeceği açık ve kesin bir gerçektir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN İNCE DÜŞÜNCELİ VE NEZAKETLİ
OLMASI
Peygamberimiz (sav)'in döneminde çevresinde bulunan
insanların bazılarının görgü ve kültür seviyeleri
düşüktü. Bu kişilerin ince düşünceli olmadıkları,
rahatsızlık verebilecek tavırları hesaplayamadıkları
bazı ayetlerden anlaşılmaktadır. Örneğin evlere ön
kapılarından değil de arka kapılarından girdikleri,
Peygamberimiz (sav)'in evine yemek saatinde
geldikleri ya da uzun uzun konuşup Peygamber
Efendimizin vaktini aldıkları ayetlerde
bildirilmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)
ise, son derece ince düşünceli, nezaketli, sabırlı,
bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni
bir insandır. Çevresindeki kişilerin rahatsızlık
verici tavırlarını her zaman güzellikle uyarmış,
onların gönüllerini almış ve büyük bir sabır ve
emekle onları eğitmiştir. Ve bu ahlakıyla da tüm
müminlere çok güzel bir örnek olmuştur.
Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Rabbimiz,
Peygamberimiz (sav)'e bu konuda da yardımcı olmuş,
onu ayetleri ile desteklemiştir. Bu konudaki
ayetlerden biri şöyledir:
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine
girmeyin, (Bir başka iş için girmişseniz ille de)
yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız
zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze
dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte
ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı
açıklamak)tan utanmaz. (Ahzap Suresi, 53)
Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber
Efendimizin nezaketli, ince düşünceli tavırlarına
örnek verilmektedir. Peygamber Efendimiz, hem bir
peygamber olması, hem de bir devlet başkanı olması
itibariyle, her kesimden insanla sürekli irtibat
halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden zengin
kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın
ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür. Tüm bu
sosyal yapıları, yaşayış tarzları, huyları,
alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı olan
insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş,
hepsinin gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı
nezaketli, anlayışlı, sabırlı ve güzel bir tavır
göstermiştir.
Peygamber Efendimizin çevresinde bulunan yakın
sahabelerinin aktardıkları olaylardan da anlaşıldığı
gibi Peygamber Efendimiz, "son derece nazik, nezih,
zarif, latif ve ince düşünceli" idi. Edep, terbiye
ve görgü kurallarını hayatında en güzel ve en ideal
şekliyle uyguluyordu.
Hz. Ayşe (ra), "Resulullahtan daha güzel ahlâka
sahip hiç kimse yoktur. Ashabından ve ailesinden
birisi kendisine seslenince, 'Buyurun' diye karşılık
verirdi. Bu sebeple Allah, ona, 'Sen yüksek bir
ahlâk üzeresin' buyurmuştur"29 diyerek Peygamber
Efendimizde gördüğü güzel ahlakı anlatmıştır.
Peygamber Efendimizin evinde yetişen ve yıllarca ona
hizmet eden Hz. Enes (ra), Peygamberimiz (sav)'in
eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:
"Kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler,
soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk
etmezdi. Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa veya
bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında,
karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah elini
çekmezdi. Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki,
yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden
yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan kimseye hiçbir zaman
ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce
kendisi selâm verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya önce
kendisi başlardı."
"Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali'ye
'Ebû Turab', bir başka Sahabîsine 'Ebû Hüreyre' gibi
lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için,
hoşlarına giden isimle çağırırdı."
"Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda
bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut
gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi.
"Resul-i Ekrem'e on sene hizmet ettim. Vallahi, bana
'Öf' bile demedi. Yapmakta geciktiğim veya
yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı
gibi, ailesinden azarlayan olursa, onlara da, 'Ona
dokunmayın. Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı
yapardı' buyururdu."
Mahmud Celaleddin. Celi sülüs levha. Arapça beyit;
"Muhammed insandır ama, her insan gibi değildir.
Taşlar arasında yakut ne ise öyledir."
"Bir gün bir iş için bir yere gitmemi emir buyurdu.
Huzurlarından çıktıktan sonra sokakta birkaç çocuğun
oynadığını gördüm ve onları seyretmeye daldım.
Derken arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu.
Döndüğümde baktım ki, kendisi. Gülüyor. Bana:
'Enesçiğim sana söylediğim yere gittin mi?' dedi.
'Hayır, daha gitmedim, gideceğim' dedim.
'Ben ona senelerce hizmet ettim. Vallahi bir defa
olsun yaptığım bir iş için 'Niçin yaptın?',
yapmadığım bir iş için 'Niçin yapmadın?' dediğini
hatırlamıyorum."30
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca binlerce insanı
eğitmiş, dini, güzel ahlakı bilmeyen insanların
güzel tavırlı, ince düşünceli, fedakar, üstün
ahlaklı insanlar olmalarına vesile olmuştur.
Kendisinden sonra da sözleri, tavrı ve ahlakı ile
milyonlarca insanın eğitimine vesile olan
Peygamberimiz (sav), çok hayırlı bir yol gösterici
ve eğiticidir.
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü
verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın,
dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır
Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç
yetirensin."
(Al-i İmran Suresi, 26)
Onlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize
dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve
bizi ateşin azabından koru" der. İşte bunların
kazandıklarına karşılık nasibleri vardır. Allah,
hesabı pek seri görendir.
(Bakara Suresi, 201-202)
ALLAH PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İ HER ZAMAN KORUMUŞTUR
Allah, Peygamberimiz (sav)'in ve tüm müminlerin
yardımcısı ve koruyucusudur. Allah, Peygamberimiz
(sav)'e her zaman yardım etmiş, onun için zorlukları
kolaylıklara çevirmiş, yolunu açmış, onu maddi ve
manevi olarak güçlendirmiş, salih müminlerle
desteklemiş, düşmanlarının ise basiretlerini
kapatarak, güçlerini alarak, tuzaklarını bozarak
Peygamberimiz (sav)'e zarar vermelerini
engellemiştir. Allah Tevbe Suresi'nde, Peygamberimiz
(sav)'in yardımcısı olduğunu şöyle bildirir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na
yardım etmiştir. (Tevbe Suresi, 40)
Ayette bildirildiği gibi, Peygamberimiz (sav) hiçbir
zaman başkalarına muhtaç olmamış, Allah ona her
zaman yardım etmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz
(sav)'in yanında bulunan hiç kimse yaptığı hizmet
veya yardımlardan dolayı Peygamber Efendimizi minnet
altında bırakamaz. Çünkü gerçekte Peygamberimiz
(sav)'e yardım eden Allah'tır ve o kişi olmasa da
Allah başka bir insanı, meleklerini veya cinleri
vesile edip Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e
yardım eder.
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e
insanlardan korkmadan büyük bir cesaretle, hak
olarak bildiği dini, insanlara tebliğ etmesini
bildirmiş ve onu koruyacağını vaad etmiştir. Ayette
şöyle buyrulur:
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et.
Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun
elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni
insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir
olan bir topluluğu hidayete erdirmez. (Maide Suresi,
67)
Allah'ın gücünü, olayların iç yüzünü kavrayamayan
sığ ve dar görüşlü inkarcılar, Peygamberimiz (sav)'e
karşı üstün gelebileceklerini, onu
korkutabileceklerini veya etkisiz
bırakabileceklerini sanmışlar ve bu nedenle sürekli
tuzaklar kurmuşlardır. Bu insanlar, Allah'ın
Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki korumasının
farkında değildirler ve bunu kavrayamamaktadırlar.
Kendilerini Peygamberimiz (sav)'den çok daha üstün
ve güçlü zannetmişlerdir. Ancak Allah, hepsinin
biraraya gelerek kurdukları çok detaylı tuzakları
bozmuş, hatta bir mucize olarak kurdukları tuzakları
kendi aleyhlerine döndürmüştür. Hiçbir tuzakları işe
yaramamıştır. Biraraya gelip tuzaklarını planlarken,
Allah'ın onları gördüğünü, işittiğini, içlerinden
geçenleri okuduğunu anlayamayan, Peygamberimiz
(sav)'den gizleseler bile Allah'tan
gizleyemeyeceklerini kavrayamayan, Peygamberimiz
(sav)'in tüm gücün sahibi olan Allah'ın sevgili kulu
ve dostu olduğunu düşünmeyen bu insanlar için Allah
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek
veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı.
Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen
(bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların
(tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.
(Enfal Suresi, 30)
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e
kimsenin zarar veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in
ve salih müminlerin onun dostu, yardımcısı,
destekçisi olduğunu şöyle haber vermektedir:
Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe
ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik
gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır;
Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların
arkasından melekler de onun destekçisidirler.
(Tahrim Suresi, 4)
Allah, Duha Suresi'nde ise Peygamberimiz (sav)'in
üzerindeki yardım ve nimetlerini şöyle bildirmiştir:
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı. Şüphesiz senin
için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha
hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen
hoşnut kalacaksın. Bir yetim iken, seni bulup da
barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez iken, 'doğru
yola yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken seni
bulup zengin etmedi mi? (Duha Suresi, 3-8)
Peygamberimiz (sav), her işinde, en zor anlarında
dahi Allah'ın kendisine yardım edeceğini bilerek,
tevekkül etmiş, korku ve endişeye kapılmamıştır.
Yanındaki müminlere de Allah'ın kendileri ile
birlikte olduğunu, herşeyi görüp işittiğini
söylemiş, onların da sukunet içinde olmalarına
vesile olmuştur.
Peygamber Efendimizi örnek alarak onun yolunu
izleyenler de, Allah'ın rahmetinden ve yardımından
hiçbir zaman umut kesmemeli, Allah'ın rızasını,
rahmetini ve cennetini umarak hayırlarda
yarıştıkları sürece Allah'ın daima onların yanında
olduğunu bilmelidirler. Allah bir ayetinde müminlere
şöyle bir vaadde bulunur:
. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak
yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz
olandır. (Hac Suresi, 40)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TEMİZLİĞE VERDİĞİ ÖNEM
Kalp ve ahlak temizliği kadar beden, giysi, mekan ve
yediği yiyeceklerin temizliği de Müslümanların en
belirgin özelliklerindendir. Bir Müslümanın saçları,
eli, yüzü, bedeninin her yeri daima tertemiz olur.
Kıyafetleri de her zaman temiz, bakımlı ve
düzgündür. Çalıştığı veya yaşadığı mekanlar da her
zaman derli toplu, temiz, hoş kokulu, havadar ve
ferahlık verici olur. Müminlerin bu özelliklerine en
güzel örnek yine Peygamberimiz (sav)'dir. Allah, bir
surede Peygamberimiz (sav)'e şöyle buyurmuştur:
Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar.
Rabbini tekbir et (yücelt) Elbiseni temizle.
Pislikten kaçınıp-uzaklaş. (Müddessir Suresi, 1-5)
Allah Kuran'da müminlere temiz olan şeylerden
yemelerini bildirmiş, Peygamberimiz (sav)'e de,
temiz olan şeylerin helal olduğunu müminlere
bildirmesini söylemiştir:
"Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin."
(Müminun Suresi, 51)
"Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar.
De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı."
Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz
avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de
-üzerine Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan
korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk
görendir." (Maide Suresi, 4)
Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde de
müminlere temiz olmayı şöyle öğütlemiştir:
"Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun,
temizlenin, Zira cennete temizler girer."31
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN DUALARI
Hafız Halil Efendi. Tezhip. Fatiha Suresi 1-7.
ayetler: "Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla, Hamd
Alemlerin Rabbi'nedir. Rahman ve Rahimdir. Din
gününün malikidir. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve
yalnızca Sen'den yardım dileriz. Bizi doğru yola
ilet; Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba
uğrayanların ve sapmışlarınkine değil."
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in gece dua için
kalktığı bildirilir.
Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,)
O'na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar
(müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi.
De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum
ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak
koşmuyorum." (Cin Suresi, 19-20)
Kuran'da birçok ayette Peygamberimiz (sav)'in
dualarından bahsedilmektedir. Peygamberimiz (sav)
dualarında Allah'ı sıfatları ile anarak O'nu
yüceltmiştir. Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da
bildirilen dualarından biri şöyledir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü
verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın,
dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır
Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç
yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)
Peygamberimiz (sav) de, tüm diğer peygamberlerde
olduğu gibi ins ve cin düşmanlarının tehditi ve
baskıları ile karşı karşıya kalmıştır. Onların bu
baskılarına karşı sabır ve dayanıklılık gösteren
Peygamber Efendimiz'e, şeytanın olumsuz telkinlerine
ve manevi saldırılarına karşı Allah'tan şöyle yardım
istemesi emredilmiştir:
David Roberts, Muayyad Camii
Ve de ki: "Rabbim şeytanın kışkırtmalarından sana
sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından
da Sana sığınırım Rabbim." (Müminun Suresi, 97-98)
Peygamberimiz (sav)'e, dualarında Allah'tan
bağışlanma dilemesi ve Rabbimizin merhametini
zikretmesi şöyle emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim bağışla ve merhamet et, Sen
merhamet edenlerin en hayırlısısın." (Müminun
Suresi, 118)
Rivayetlerde ise, Peygamber Efendimizin Allah'a
kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir huy vermesi
için dua ettiği ve dualarında Allah'a şöyle
yalvardığı belirtilir:
"Allah'ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir.
İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır."32
Allah'ın, "De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim
size değer verir miydi?." (Fatır Suresi, 77)
ayetiyle de bildirdiği gibi dua müminler için çok
önemli bir ibadettir. İnsan, acz içinde, Allah
dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini
bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda
Allah'a yönelmeli, herşey için O'na dua etmelidir.
Peygamber Efendimizin ve Kuran'da duaları zikredilen
diğer peygamberlerimizin duaları müminler için en
güzel örneklerdir. Onlar dualarında hem Allah'a
nasıl teslim olduklarını, Allah'ı tek dost ve
yardımcı olarak gördüklerini göstermişler, hem de
Rabbimizi en güzel isimleri ile yüceltmişlerdir.
Peygamberlerimizin dualarında ayrıca hiç vakit
gözetmeden, her an dua ettikleri ve ihtiyaç içinde
kaldıklarında hemen Rabbimize yöneldikleri
görülmektedir.
Hiç şüphesiz din, Allah katında İslam'dır. Kitap
verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra,
aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma"
(bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın
ayetlerini inkar ederse, (bilsin ki) gerçekten
Allah,
hesabı pek çabuk görendir.
(Al-i İmran Suresi, 19)
Louis-Claude Mouchot, Kaid Bey Cami, Kahire
Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine karşı
seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı,
'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir
itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib
etti.
(İnfitar Suresi, 6-8)
--------------------------------------------------------------------------------
4- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca
Yayınevi, İstanbul, 1997, 344/4
5- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, 1992, s. 499
6- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, 1992, s. 314
7- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
1992, s. 208
8- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca
Yayınevi, İstanbul, 1997, 357/1
9- Tirmizi, Taberani; Huccetü'l İslam İmam Gazali,
İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı
Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 798
10- Sünen-i Ebu Davud, 4/331
11- Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 4/158, İbnu Kesir,
4/128
12- www.enfal.de/veda.htm
13- Majid Khoduri, İslamda Savaş ve Barış, Fener
Yayınları, İstanbul, 1998, s . 209-210
14- Muhammed Hamidulllah, İslam Müesseselerine
Giriş, Düşünce Yayınları, İstanbul, 1981, s.128
15- İbn Kesir, El-Bidaye, III/224-225; Hamidullah,
El-Vesaik, No:1, s.39-44; Yrd. Doç. Dr. Orhan
Atalay, Doğu-Batı Kaynaklarında Birlikte Yaşama,
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları, İstanbul,
1999, s.40
16- Muhammed Hamidulllah, İslam Müesseselerine
Giriş, Düşünce Yayınları, İstanbul, 1981, s.162-163
17- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 482
18- Ebu Nuyam el-Ilye, Beyhaki, ez-Zühd'de
açıklamışlardır; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u
Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur
Yayınevi, İstanbul 1998, s.793
19- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 311
20- Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u
Ulum'id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur
Yayınevi, İstanbul 1998, s.594
21- Hz. Said İbni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin,
Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul,
1997, 510/5
22- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 315
23- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 315
24- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt,
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 70/10
25- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt,
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 446/11
26- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 7. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
s. 293
27- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 327
28- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof.
Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 136
29- http://www.sevde.de/Pey-ornek/18.htm
30- Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i Buhari,
4. cilt, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1993, s.340
31- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt,
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 96/2
32- Tırmizi, İmam Ahmed ve Hakim'den; Huccetü'l
İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt,
Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul
1998, s. 789
|